kadar
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Köken
[düzenle]Osmanlı Türkçesi قدر, Arapça قَدْر (ḳadr).
Söyleniş
[düzenle]Edat
[düzenle]kadar
- Ölçüsünde, derecesinde; kadarınca.
- Zavallının ölümüne, emektar bir kedinin ölümü kadar ehemniyet vermemişlerdi.— Reşat Nuri GÜNTEKİN, 1966, Damga, s. 26, İnkılâp ve Aka Kitabevleri
- Büyüklüğünde, genişliğinde, miktarında.
- O, siyah fistanının göğsünde, daha doğrusu uzun ve kemiksiz boynuna çok yakın bir yerinde, bir kırmızı turp kadar büyük memeleri, güneşten uçları sararmış saçları, yüzünün esmerliğine nazaran fevkalade beyaz, muntazam çıplak ayakları ile bir kış gecesi rüyama girdi.— Sait Faik ABASIYANIK, 1935, “Bohça”, Varlık, 37. sayı
- dek.
- gibi
- Bir şeyin, kıyaslandığı diğer bir şey ölçüsünde, derecesinde veya büyüklüğünde olduğunu anlatan bir söz; denli, derece.
- Zaman bildiren kelimelerden sonra süre belirten bir söz.
- “Aşağı yukarı, yaklaşık” anlamında bir niceliğin miktarını tahminî olarak belirten söz.
- -mış ekli sıfat-fiillerden sonra geldiğinde “gibi” anlamı taşıyan bir söz.
Belirteç
[düzenle]kadar
Atasözleri
[düzenle]Deyimler
[düzenle]ağzına kadar, avazı çıktığı kadar bağırmak, bacak kadar boyu var türlü türlü huyu var, cehenneme kadar yolu var, gözlerinin içine kadar kızarmak, iliklerine kadar ıslanmak, kazık kadar, olduğu kadar